Birbirini insan görmeyenler…

Vahşet ve sivillere değen, onları hedef alan şiddet… Bu ikiliyi doğrulayacak hiçbir şey yoktur. Ne kimlik, ne inanç, ne milli dava, ne mağduriyet, ne saldırıya karşı saldırı… Kimden gerekçeyle gelirse gelsin, bunlar, açıklanamaz, izah edilemez, nedensellik taşımaz, meşruiyet taşımaz insanlık dışı hallerdir. Bu hallere tepki vermeden, siyasi analizlerini yapmak bile gayri ahlakidir.

8 gündür Ortadoğu’da böyle vahşet yaşanıyor.

İş Hamas’ın saldırısıyla başladı. İsrail’in saldırısıyla devam ediyor.

İlk saldırıda İsrail’de 260’i gençlik festivalindeki gençler olmak üzere 1300 kişi hayatını kaybetti. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği karşı saldırılarda ise 248’i kadın 447’si çocuk olmak üzere 1500 kişi öldü.

7 Ekim’de Hamas’ın kullandığı şiddet-vahşet manivelası, 8 Ekim’den itibaren İsrail’in eline geçti.

İsrail, bir devlet değil, örgüt gibi vurdukça vuruyor ve vurmaya devam edeceğini söylüyor.

2,3 milyon insanın yaşadığı 365 kilometrekarelik alan Gazze. Nüfusun 500.000’i evlerini terk etmiş durumda. İsrail, kalan sivillere hayatını kurtarmaları için Gazze’den kaçmalarını gerektiğini söylüyor, aksi halde Hamaslı muamelesi göreceklerini ima ediyor. BM’e göre İsrail, Gazze Vadisi’nin kuzeyinde yaşayanlara, 1,1 milyon insana Gazze’nin güneyine geçmesi için 24 saat süre vermiş bulunuyor.

İki ucu keskin bıçak…

Ne ilk saldırı meşru bir Filistin direnişi olarak nitelenebilir durumda, ne ikinci saldırı teröre karşı meşru bir yanıt olarak kabul edilebilir halde.

İşin siyasi boyutlarından birisi de burada karşımıza çıkıyor.

Vahşet ve şiddet sadece bölgede değil dünyada taraflaşarak algılanıyor ve tartışılıyor.

Hamas saldırısının olduğu gün bir Batı başkentindeydim, 10 Ekim’e kadar İsrail’in Gazze’ye binlerce bombayla cevap verdiği üç gün boyunca da olanı kısmen oradan izledim.

Son derece açık; Batı, basınıyla, hükümetleri ve kamuoyunun hatırı sayılır bir kısmıyla Hamas’ı lanetlerken, İsrail’in insanlık dışı “yanıtını” meşru bir terörle mücadelesi hamlesi olarak görüyor.

Ana dalga bu…

Şüphe yok ki, bunda Hamas’in İslamcı rengi etkili oluyor. Politikalarda ve zihinlerde Hamas-İŞİD bağı kuruluyor. Karşı kamptan olmak görülmek her türlü muameleyi uğramayı adeta meşru hale getiriyor.

Bu, dünyanın soluduğu kültürel ayrışma, kutuplaşma ve çatışmanın geldiği en vahim noktalardan birisi.
İnsan tanımını bile etnosentrik kılabilen bir nokta…

Buna en etkili yanıtı, olanı yakından görenler, içeriden olanlar, araçsallaştırmayanlar veriyor.

Bir gazete haberi:

“Eski İsrailli barış müzakerecisi Daniel Levy BBC yayınında sunucuyu tersledi. BBC sunucusunun “İsraililer, “Bakın biz kendimizi savunuyoruz, Gazze’deki Hamas hedeflerini vuruyoruz, bir terör örgütünün kökünü kazımayı amaçlıyoruz” diyor.” sözlerine tepki gösteren Daniel Levy, “Bunu gerçekten hiç istifinizi bozmadan mı söylüyorsunuz? En temel haklarından mahrum bırakılmış bir nüfusun içine ilişmiş bir terör örgütünün kökünü askeri harekatla kazımanın mümkün olduğunu mu düşünüyorsunuz gerçekten?

Tarihte görülmüş mü böyle bir şey? Bir ülkenin liderlerinin gıdayı, elektriği, suyu, sivil nüfusun tüm ihtiyaçlarını kestiğini ve bu yolla militanları hedef aldığını inandırıcı bir şekilde söylemek mümkün mü?..”

Benzer bir hal dünyanın diğer yanında yok mu?

Hamas’ın sivillere saldırısını, İsrail’in Gazze politikasıyla doğrulayanlar, Filistin direniş eylemi olarak görenler, hatta münferit bir hadise olarak niteleyenler bulunmuyor mu?

Ölen İsrailli siviller hakkında tek kelime etmeden, İsrail’i kınayarak işe başlayan siyasetçiler yok mu?

Sorun burada…

Erdem ve insan vicdanından önce kimliklerin devreye girmesinde…

Ve bu durumun yaygınlaşmasında…

YORUMLAR (37)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
37 Yorum