“Dininizin kıymetini bilin!”

Bu başlığın olumsuz bir çağrışım yaptığının farkındayım, ancak meseleyi etraflıca analiz ettiğimizde, bir başka deyişle dine ve hayata bakışımızı daha sağlıklı bir temele oturttuğumuzda bu başlıkla neyi murat ettiğimiz sanırım daha iyi anlaşılacaktır.

Maalesef yüzyıllar içinde dini anlatıma dogmatik bir zihniyet karıştığı için, dinle aramızda uçurumlar oluştu. Ali Bardakoğlu Hoca’nın ifadesiyle “Din, insanın, varoluşunun nihai anlamını kavraması için aydınlatma, fizik dünyanın metafizik arka planı ve devamı hakkında insanı bilgilendirme ve dünya hayatını bu bilinçle yaşaması için bir uyarıdır.” (İslam’ı Doğru Yaşıyor muyuz?, s.25)

Kısacası din, ‘iyi insan’ olabilmemiz için bize istikamet belirler ve öğütlerde bulunur, sonrasında insan her şeyi kendi özgür iradesiyle seçer. Yani dinin, insanın özgürlüğünü kısıtlayarak ona zorla iyilik yaptırmak gibi bir hedefi yoktur.

Zaten Kur’an’da da açıkça “dosdoğru” olmak, tevhide bağlılığın bir vecibesi olarak belirtilmiştir.

“(Ey peygamber!) Sen ve seninle birlikte Allah’a yönelenler, emredildiğiniz şekilde dosdoğru olun; tevhide bağlılıktan asla şaşmayın. (Ayrıca müşriklerin hür türlü kışkırtma ve tahriklerine rağmen) ölçüsüz davranışlarda bulunmayın. Zira Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.” Hud/112

Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetini esas alarak baktığımızda görürüz ki din, reel hayattaki belli olgular üzerinden temel ahlaki ilkeler ve insani değerler konusunda bize rehberlik yapar.

Dolayısıyla bir insan dinin önerilerini hayatına yansıtabildiği ölçüde hem bir ‘dindarlık bilinci’ne kavuşacak hem de bu dünyadaki sınavını da başarıyla tamamlayacaktır. Eğer “bir kimse dindarlığını davranışlarına yansıtmak istiyorsa, yaptığı her işlemde hak ve hukuka riayet etmesi, sorumlu ve dürüst davranması, sözünde durması, kimseyi aldatmaması gibi erdemler yeterlidir.” ((İslam’ı Doğru Yaşıyor muyuz?, s.1239)

Özet olarak dinin, insanlara nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz. Peki bu çerçevede, Türkiye dahil günümüz İslam ülkelerdeki Müslümanların sergilediği görüntüyü nasıl bir din anlayışıyla izah edeceğiz?

Türkiye’de son yıllarda yaşanan örnekler üzerinden baktığımızda, pek çok Müslümanın dinin önerileri istikametinde değil, sanki farklı bir dine göre hayatlarını tanzim ediyormuş gibi bir hisse kapılırız.

İşte tam bu noktada neden “Dininizin kıymetini bilin” başlığını attığımızın daha net anlaşılabilmesi için şu tespitleri yapmakta yarar var:

-Kur’an’da açıkça “Şüphesiz Allah size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisa/58) öğüdü yer almasına rağmen, neredeyse bütün Müslüman ülkelerde hakka-hukuka riayet edilmediği, adaletsizliğin ve zulmün zirve yaptığı gerçeği ile karşı karşıyayız.

-Aynı şekilde “emaneti ehline veriniz” dendiği halde, Müslüman toplumlarda liyakatsizlik baş tacı edilerek, gerçek hak sahiplerinin hakları gasp edilmektedir.

-Hz. Peygamber, insanlığın en sinsi düşmanı olan rüşvet ve yolsuzluk konusunda der ki: “Rüşvet alana, verene ve bunlar arasında rüşvete vasıta olana da Allah lanet etsin.” Ama ne yazık ki ahlaki çürümenin ve yozlaşmanın en bariz göstergesi olan yolsuzluk karşısında Müslümanlar, dinin önerilerini adeta yok saymaktadırlar.

Bu konudaki en yeni örnek, kendilerini “Manevi irşat misyonu” ile sorumlu gören bir tarikatta yaşananlar… Tarikattaki bölünme sonrasında taraftarları arasında devam eden karşılıklı ağır suçlamalarda son olarak “yolsuzluk” ve “devleti dolandırma” iddiaları bile gündeme geldi. Bu kadarı da olur mu demeyin, demek ki oluyormuş…

-Yine Kur’an’da, “Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allahü teâlânın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir” (Nahl 105) uyarısı çok net bir şekilde ifade edildiği halde, kendilerini Müslüman olarak tanımlayan insanlar çok rahatlıkla yalan söyleyebilmekte ve başkalarına attıkları iftiralarla övünebilmektedirler.

Hatta öyle ki “İktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem” şeklinde yalancılar için fetvalar bile üretilmiştir.

Kabul edelim ki önümüzde Müslümanlar adına böylesine hazin bir tablo var. Ama daha da dramatik olanı ‘alnı secdeli’ insanların bütün bu yolsuzluklar, hukuksuzluklar, adaletsizlikler, yalan ve iftiralar karşısında kıllarının bile kıpırdamamasıdır.

İşte bu manzara karşısında açıkça belirtmek gerekiyor ki kendilerini Müslüman olarak tanımlayanlar için eğer Kur’an’ın önerileri ve Peygamberin sözleri bir anlam ifade etmiyorsa, o zaman muhtemelen başka bir din anlayışı ve de başka bir Müslümanlık (belki de iktidar Müslümanlığı demek lazım) icat etmiş olmalılar. Eğer böyleyse boşuna yer işgal etmesinler, kendi heva ve heveslerine göre icat ettikleri ‘dinlerinin kıymetini bilsinler’, çünkü Kur’an’da yolsuzluklara cevaz veren böyle bir din tarifi yok…

YORUMLAR (280)
YORUM YAZ
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
280 Yorum